.jpg)
Kusursuz ev kadını, güzel, çekici, gizemli ve huzursuz Eve ortadan kaybolunca, 17 yaşındaki kızı Kat, yıllardır onu ezen duygusal baskılardan kurtulmanın heyecanıyla annesinin yokluğunu hiç yadırgamaz. Bir yandan büyüme sancıları çekerken bir yandan da rüyalarında annesinin yardım çağrılarını görmeye devam eder. Ne var ki, zaman geçtikçe Kat, sonunda kendi inkarını görecek ve annesinin gidişi hakkındaki gerçekleri kabullenecektir.

2014 | Dram | 105' dk | Türkçe, Kürtçe | 05 Aralık 2014
60 yaşındaki Berfe ve 8 yaşındaki torunu Jiyan’ın yaşadığı köyün bütün erkekleri silah sakladıkları iddiasıyla bir jandarma baskını sonucu tutuklanır. Aileleri bu silahları teslim edene kadar serbest bırakılmayacaklardır. Berfe’nin oğlu, Jiyan’ın babası Temo da tutuklananlar arasındadır. Fakat bu iki kadın için önemli bir sorun vardır; ortada silah yoktur, en azından onların bildiği bir yerde. Büyüyen bir çaresizlik içerisinde Berfe ve Jiyan bir silah bulmak ve karşılığında Temo’yu kurtarmak için yollara düşmeye karar verirler. “Derdim Türkiye’nin yakın tarihinde olan biten hakkında keskin politik bir tavır sergilemek değil, çünkü böyle çatışmaların iki taraf için de ne kadar acıya ve kayba yol açtığını hepimiz biliyoruz. Bu yüzden de, tebessümle gözyaşlarını hayatın kendisinde olduğu gibi bir araya getirecek bir hikâye anlatmaya ve salondan çıktıktan sonra da izleyicinin zihninde yer edecek bir film yapmaya çalıştım. Umarım bu iki kadının ve onlara eşlik eden dengbejlerin yolculuğu aracılığıyla biz de kendimize ve içinde yaşadığımız dünyaya dair bir şeyleri keşfedebiliriz.” – Hüseyin Karabey
2014 Uluslararası İstanbul Film Festivali
Radikal Gazetesi Halk Ödülü (Ulusal Yarışma)
En İyi Müzik
· Yönetmen: Hüseyin Karabey
· Oyuncular: Feride Gezer, Melek Ülger, Tuncay Akdemir, Muhsin Tokçu, Ali Tekbaş, Muhsin Tokçu, Emrah Özdemir
· Ülke: Türkiye, Almanya, Fransa
· Dağıtım: M3 Film
· Yapım: Asi Film, Neue Mediopolis Filmproduktion, Ez Films

Kendi deyimiyle, “henüz hiçbir kitabı yayınlanmamış yazar” Arif tam da kadınları ve aşkı anlamaya çalıştığı bir sırada Müzeyyen’e rastlar. Arif kadınların kendisinden hep bir şeyler beklemesinden bıkmıştır, Fakat Müzeyyen çoktan kendi hayatını kurmuştur… Arif’e göre, kadınlar kendilerinden söz etmeyi severler, Fakat Müzeyyen hep Arif’i konuşturur… Müzeyyen saçlarını kendisi keser, iyi bir kadın olmak istemez, konuşurken gözlerini kaçırmaz… Bir yandan kitabını bitirmeye çalışan Arif bir yandan da Müzeyyen’in gizemli ve tutkulu dünyasında dolaşır. Sonunda Müzeyyen Arif’e büyük acılar ve bu acıların içinde de aradığı cevapların bazılarını verecektir.

Liseli bir kız vahşice öldürülür. Kızı öldüren yedi kişiden biri, eğitimli bir askeri tim tarafından kaçırılır. İşkenceye uğradıktan sonra cinayeti itiraf eden bir not yazdırılır ve salıverilir. Bir zamanlar hiçbir şeyden korkmadığını düşünen bu adam şimdi büyük bir korkunun içindedir. Cinayete karışan diğerlerinin de kaçırılıp işkenceye uğradığını ve hatta kimilerinin intihar ettiğini öğrenir. Bunun üzerine bir sonraki kurbanı takibe koyularak onu kaçıranların peşine düşer.

Mart, 1932, Leitrim bölgesi. Jimmy Gralton 10 yıl boyunca ABD’de çalıştıktan sonra annesine bakmak üzere memleketi İrlanda’ya geri döner. İrlanda iç savaştan çıkmış ve yeni hükümet çiftçilere, işçilere ve genç insanlara umut olmuştur. Jimmy, insanların tekrar eski günlerdeki gibi özgürce dans etmeleri, müzik, sanat ve edebiyatla iç içe yaşamaları için geçmişte olduğu gibi halk salonunu tekrar kurmaya karar verir. Ancak Katolik Kilisesi ve “ileri gelenler” Jimmy’nin salonu tekrar açmasını istemezler. Çünkü bu onların egemenliklerini sürdürmeleri için bir tehdittir..

Daha iyi bir hayat umuduyla geldiği Fransa'da düşük gelirli birçok işe girerek tutunmaya çalışan Samba, belgelerindeki eksik nedeniyle göçmenlik bürosu tarafından sınır dışı edilmek üzeredir. Alice ise bir şirkette üst düzey yöneticiyken geçirdiği bunalım sonucunda psikolojik tedavisinin bir parçası olarak göçmenlik bürosunda görevlendirilmiştir. Hayatının en zor zamanlarını geçiren ikilinin yolları çakışır ve aralarındaki duygusal çekim kısa sürede gitgide artar. Samba ve Alice’in yeni hayatı için umut artık çok da uzaklarda değildir.

İsveç sinemasının usta yönetmenlerinden Roy Andersson’un “İkinci Kattan Şarkılar” ve “Siz, Yaşayanlar” filmlerinin ardından çektiği “yaşayanlar” üçlemesinin son filmi İnsanları Seyreden Güvercin, geçtiğimiz ay Venedik Film Festivali’nde büyük ödülü alarak bütün dikkatleri üzerine çekti. Çağdaş zamanların Don Kişot ve Sanço Panza’sı gibi iki gezgin satıcıyı izleyen film, günümüzün, geçmişin ve geleceğin karmakarışık dünyasına absürd ve bir o kadar da gerçekçi bir bakış atıyor. Film, bize yaşamın ihtişamını, insanoğlunun kırılganlığını, içimizdeki mizahı hatırlatıyor; tıpkı bir ağacın dalına tünemiş ve bizleri seyreden bir güvercin gibi.

30 yaşındaki Sandra işten atılması karşılığında iş arkadaşlarının yüklü bir bonus alacaklarını öğrenir. Kocasının yardımıyla iş arkadaşlarını bu bonustan vazgeçirmek ve işini korumak için yalnızca bir haftası vardır.

İspanyol korku filmi serisinin uzun süredir beklenen son bölümünde, dev bir tankerin içinde sağ kalan bir grup insan, hayatlarını korumak için mutasyona uğramış zombi sürülerine meydan okuyor.
[REC] 2'de yer alan akıl almaz olaylardan birkaç saat sonra özel bir askeri tim, genç muhabir Angela Vidal’ı Barselona’daki evinden kurtarır. Angela, insanları şeytanileştiren bir zombi virüsünün yayılmasıyla vahşet evine dönen binadan kurtulan tek insandır. Gözlerini bir okyanus tankerinin yüksek korumalı karantina odasında açan Angela artık güvendedir. Gemideki diğer insanlar için ise bunu söylemek mümkün değil, zira tecrit edilmiş gemi ortamı sayesinde zombi virüsü mutasyona uğrayarak güçlenip, bedeni ve ruhu ele geçiren ölüm makinesine dönüşür.
[REC] 4: Apocalypse son on yılın en başarılı korku filmi zincirine, hayranlarını hayal kırıklığına uğratmayacak bir dehşet fırtınasıyla nokta koyuyor. [REC] ve [REC] 2 ‘yi Paco Plaza ile birlikte yöneten Jaume Balagueró (Plaza [REC] 3’ü yalnız yönetmişti) serinin dördüncü filmine geri dönerek görkemli ve kanlı bir macerayla [REC] efsanesine son veriyor.
Cesur ‘esas kız’ımız Angela gemideki ayaktakımıyla güç birliği yaparak öfkeli zombi sürülerine karşı savaşırken gemide ne bulduysa (zıpkından, motor pervanesine) silah olarak kullanıyor. [REC] filmlerinin koltuklarda rahat oturtmayan tüm özellikleri bu filmde de mevcut; klostrofobi, şiddetli acı, korku ve hiddet. Ancak son beş yıldır açığa çıkmayı bekleyen gizemin bu filmle aralanan perdesi atmayı ummadığnız çığlıkları tetikleyecek cinsten...
Kıyamet kopmak üzere, canınızı kurtarmak için koşun ve asla arkanıza bakmayın...
Bu habere yorum yapan ilk siz olun!