17 Mayıs 2026 Pazar

15. HANGİ İNSAN HAKLARI? FİLM FESTİVALİ BAŞLIYOR

‘KAOS’ İÇİNDE KAOSU HİSSETMEK...

05 Nisan 2012, 19:29
‘KAOS’ İÇİNDE KAOSU HİSSETMEK...
Anibal GÜLEROĞLU
Hani bazı durumlar vardır; başarıyla başarısızlık arasında sıkışıp kalmıştır… Biraz daha çaba harcansa istenen sonuca erişilecektir. İbre, hangi yana kayacağına karar veremezken ‘Ha gayret’ demek gerekir. Yüreklendirmek ve başarıyı görmek için. İşte, Etiler Wings Cinecity’deki basın gösteriminde izlediğim KAOS: ÖRÜMCEK AĞI filminin uyandırdığı duygu da böylesi bir şey!

İkiz Kuleler’den İstanbul’a nakil bir patlama… Akrobatik hareketlerle yaşanan bir çatışma… Patlayan el bombasıyla havaya uçanların ağır çekim parodisi… Arap Baharı dokunmaları… Mısır’dan esen ayaklanma rüzgârı… 18 faili meçhul haberi… Kaddafi’nin hazin sonundan New York’a uzanan ‘Başlanılan işi bitirme emri’… Uzaktan kumandayla düşürülen uçak… Deşifre olan ajanlar… Ve disiplin yüzünden azar işitip, arından ‘kol saati’ değişimiyle sivilleşen bir istihbarat yüzbaşısı. Bu kaosun içinde yüz hatları iyice gerginleşen Mete’yi belli belirsiz mutlu eden ise karısından aldığı bebek haberi. Kısa süren bu sevgi-sıcaklık anın devamındaysa aksiyon, entrika, siyaset, illuminati, deprem… Ne aranırsa tekmili bir arada!

Salona biletsiz seyirci olarak giren ve görüntüleri perdeye yansıyan iki sineğin hareketleriyle daha heyecanlı hale gelen KAOS: ÖRÜMCEK AĞI, yönetmen Cem Gül’ün tabiriyle; ‘Zımba gibi bir film’… TV reklamlarından, arkadaş tavsiyesiyle ilaç yutup zımbaya dönüşen adamı hatırlatan bu açıklamanın tek eksiği ‘Zımbanın telleri’!

Şöyle ki, isabetli bir konuyu ele alarak övgüyü hak eden senarist Tolga Küçük’ün ortaya koyduğu emek havada kalmış! Hemen belirteyim, ben Cemal Hünal’ın dediği gibi, bu filmi ‘Spartacus’le karşılaştırıp saçma sapan konuşmayacağım. Hoş zaten ‘Spartacus’ ile KAOS: ÖRÜMCEK AĞI arasında nasıl bir bağlantı kurulabileceğini de anlamış değilim. Spartacus, Roma döneminde yaşayan cesur bir kahraman… Gökhan Mumcu’nun karakteriyse, Türkiye’ye özgü bir istihbaratçı. İçerik de farklı. Senaryoda adı geçen ‘Duvar Ustaları’ birliğinden iki film arasında bağ kurmaya kalksak, o da nafile… Spartacus, M.Ö. Antik Çağ Roma’dan kalma! Vaat edilmiş coğrafyada, kaostan gelen düzeni kurmayı hedefleyerek yapıma konu olan Masonlar ise şövalye kökeninin uzandığı Ortaçağ’dan bugüne mevcut sayılmakta. Bu kıyasa sebep, ‘El bombası Rojda’yla yan yana durmanın verdiği heyecan’ diyerek gelelim ‘Zımba’nın eksik olan tellerine…

Türkiye’nin gerçek anlamdaki tek aksiyon filmi olma yoluna, efektlerdeki yetersizlikle çıkan KAOS: ÖRÜMCEK AĞI, özellikle çatışma sahnelerinde yere düşmeyip adeta havada buharlaşan kanlarla dikkat çekici! Slowmotion sahnelerin kurguyla bütünleşememesi, aksiyondaki tüm çekiciliği silip götürüyor. Örgüdeki belirsizlikler de, bu ayrışık canlandırmanın tuzu biberi olup senaryonun mesajındaki vurucu tadın keyfini kaçırıyor.
Bu teknik yetersizliklerin ötesinde oyunculuk ise anlamsız bir biçimde abartılı! Gökhan Mumcu’nun bakışları buna en iyi örnek. Kaşları yanlardan havaya kaldırıp ortada buluşturarak ‘kurt’ imajı yaratmaya yönelik bir yüz ifadesi acaba oyuncunun kendisine doğal gelmiş midir? Öfkeyi yansıtmak için beden dilinin böylesi kullanımının, çizgi film komikliğinden öteye anlam taşımadığını yönetmenler ne zaman fark edecek? Sertliğin doğallıkla bütünleştiği noktada aksiyon amacına ulaşır. Oysa ceket kollarının silkelendiği dövüş sahnelerinde de aynı suniliği hissettiren KAOS: ÖRÜMCEK AĞI, bundan mahrum. Darbelerin alınamadığı, vuruşların havada kaldığı ders uygulaması niteliğindeki ikili kavgalar seyirciye o anın heyecanını vermekten çok uzak. Ölümler, aynı oranda yapmacık. Bunun tek sebebi, başta bahsettiğim ‘Bu kadarı yeter’ felsefesi!

Oysa çok çalışmayla, güzel hazırlanmış dövüş koreografisinin hakkı rahatlıkla verilebilirdi. Ian Fleming’in kötü karakteri olarak ‘James Bond’ filmlerinde karşımıza çıkan Ernst Stavro Blofeld gibi kucağında kedi taşıyan Okan Tunç’un ağırlık gerektiren rolündeki pısırıklığa ne demeli? Zenginliğin gücünü yansıtmak için tekne gezisi ve arkasında takım elbise taşıyan korumaların ötesine geçilmeliydi.
Hava çekimlerinin ve araç parçalamanın iyi olduğu, ‘Görevimiz Tehlike’deki gibi teknolojik bilgi aktarımının resmedildiği filmde aklıma takılan noktalardan biri de, çelik yeleklerine rağmen ölenler… Meltem’in çelik yeleği kurşuna dayanırken aynılarından giyen karşı ajanlar nasıl sapır sapır ölüyor? Hepsi de mi kafadan aldı mermiyi? Yoksa onlarınki Çin malı çelik yelek mi? Bağlı olmasına rağmen, serbest dobermanı öldürmeyi başaran kurt köpeğine de tebrikler…

‘Yeni Hürriyet Partisi’ adı ve ‘meşale’ simgesiyle düşündüren; harf dizilimi sistemiyle şifre çözme dersi veren; siyasi partilerle holding patronlarının kimlerden talimat aldığını ve sürekli gündeme getirilen 9 ölçekli İstanbul depreminin tetikleyicilerini kulaklara fısıldayan; ‘B Planı’ vurgusuyla devamının geleceğini müjdeleyen KAOS: ÖRÜMCEK AĞI, zincirleme konuları acelecilik ve acemilik kaosuyla işleyen bir yapım olarak aksiyon alanına giriş yapmış bulunmakta. Görsel ve canlandırma eksikliklerindeki saptamalardan kırılmak ya da hak edilmeyen övgüye ‘Amenna’ demek yerine, ders alınırsa devamında iyi bir şeyler ortaya konabilir. Yeter ki niyet ve hataları kabullenecek zihniyet olsun! Bu bakışla, ‘Ha gayret’ diyoruz.


Anibal GÜLEROĞLU
www.sadibey.com 

Bu içeriğe yorum yapan ilk siz olun!

  • Ad Soyad:

  • Yorum:

  •  

    @name x

  • UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. Ayrıca suç teşkil edecek hakaret içerikli yorumlar hakkında muhatapları tarafından dava açılabilmektedir.
    EN ÇOK OKUNANLAR
    BUGÜN
    BU HAFTA
    BU AY
    EN ÇOK YORUMLANANLAR
    BUGÜN
    BU HAFTA
    BU AY
    SAYFALAR
    e-gazete
    • Sinematur - 05 Ocak 2015 Manşeti
    KARİKATÜR
    ARŞİV