15 Temmuz 2026 Çarşamba

15. HANGİ İNSAN HAKLARI? FİLM FESTİVALİ BAŞLIYOR

HAKKINI ARAMAYAN DİLSİZ ŞEYTANDIR

20 Temmuz 2012, 19:55
HAKKINI ARAMAYAN DİLSİZ ŞEYTANDIR
Anibal GÜLEROĞLU
‘İnsanların varlığını belirleyen onların bilinçleri değildir, tersine insanların bilinçlerini belirleyen onların varlıklarıdır’ demiş Karl Marx ve eklemiş ‘İnsanoğlu önüne çıkan sorunlara çözüm arar’!

19. yüzyılda yaşamış olan bu filozofun, politik ekonomistliği ve devrimciliği bu noktada bizi ilgilendirmez. Ancak yukarıdaki sözlerinde açığa çıkan felsefe, bilinçli ve haksızlıkları sorgulayan bir kişi olarak, yolumuza ışık tutmuştur daima. Varlığımızla, bilincimizi geliştirip her türlü ayrımcılığa, saygısızlığa tepki koymayı, insan olmak adına, vazife bilmişizdir. Önemsenmese de, bilinçsizlik ve çıkarcılıkla ötelense de hakkın, haklının savunulması gerektiğine inanmışızdır daima.

Adamı olanın gemisini yürüttüğü gerçeğinde haklar, hak etmeyenlere altın tepside sunulsa da bu inancımız ve çözüme yönelik sorgulamamız son bulmayacaktır asla. Doğruyu söyleyen dokuz değil doksan dokuz köyden kovulsa… Ve dahi her konuda ahkâm kesenler, parmaklarıyla işaret etse bile… Çünkü anlatılan senin, benim, onun kısacası tüm hakkı yenenlerin hikâyesidir! Görünürde geneli ilgilendirmeyen ama aslında yaşamın pek çok kesiminde karşımıza çıkan bir keyfiyete tepki örneğinde olduğu gibi…

SİYAD Hukukun Denetiminden Mi Kaçıyor?

Finans Dünyası Dergisi Haber Müdürü Murat Bayar, Temmuz sayısındaki sinema köşesinde, kısa adı SİYAD olan Sinema Yazarları Derneği’nin üyelik başvurularındaki olumsuzlukları deşifre eden bir yazı kaleme almış.

Üyelerinin yarıdan çoğu farklı nedenlerle mesleklerinden uzaklaşan, aktif üyeleriyse iki elin parmaklarından daha az sayıda olan SİYAD’la bizzat kendisi de üyelik başvurusu konusunda problem yaşayan Bayar’ın yazdıklarına katılmamak mümkün değil.
Gerekli belgelerin tamam olmasına, istenen yazı örneklerinin verilmesine ve referanslara rağmen hiçbir gerekçe göstermeden üyelik taleplerinin reddedilmesinin kınandığı yazıda hukukçu gözüyle SİYAD’ın hatalarını da değerlendiren Bayar, ‘SİYAD hukuktan kaçıyor mu?’ sorusunu gündeme getiriyor. Bayar, 36 yıllık faaliyet sürecinde 92 üyeye sahip olan SİYAD’ın başarılı birkaç iyi eleştirmene karşın mevcut yapısı ile ancak ‘Bir Dernek Nasıl Olmamalı?’ başlıklı bir derse konu olabileceğini belirtmekte.
Kendisinin Türkiye Gazeteciler Cemiyeti üye kabulü/Balotaj Kurulu’nda görevli olduğunu belirten Bayar, evrak eksikliğinden tetkike kalan(Evrakını tamamladıktan sonra üye yapılan) bir başvuru hakkında medyada ‘Türbanlı diye mi, kabul edilmiyor’ şeklinde tepki haberleri çıktığını hatırlatıp aynı hassasiyetin SİYAD’da olmamasını, Avukat Selami Meleşme’nin saptamaları doğrultusunda, hukukun denetiminden kaçma yoluna tevessül olarak vurguluyor.

Üyelik başvuru dosyasının kaybedildiğini ve reddedilmenin akabinde ‘Referanslarınızdan biri de geçmiş yöneticiliğinde başkalarına haksızlık yapmıştı’ türünden bir ifade kullanıldığını söyleyen Bayar’ın yazısında benim, Ali Erden’in ve Sadık Özcan’ın başvurularına yollanan imzasız, gerekçesiz e-posta cevaplarının hukuksuzluğundan da bahsedilmekte.
Avukat Selami Meleşme’nin özelde SİYAD, genelde ise ‘Dernek’ statüsüyle faaliyet gösteren kuruluşlara yönelik saptamaları özellikle dikkate alınması gereken ayrıntılar…

‘36 yıllık bir kurumun bu kadar süredir devam ettirdiği bu yapı önce biz hukukçuların ayıbıdır’ diyerek çok önemli bir noktaya parmak basan Avukat Meleşme, açıklamalarını şöyle sürdürüyor: ‘Müracaatlarınızı kayıt altına almaması, hukukun denetiminden kaçmak içindir. Sanat çevresinde ve sanatçılar için üstyapı tesis etme ülküsü ile yola çıkmış bir yapının bu şekilde davranması en basit ifade ile kendini inkârdır, aymazlıktır. İşin doğrusu hukukun denetimine açık olunmalı. Sadece açık olmak da yetmez. Eleştirilebilir ve denetlenebilir de olmak zorundalar. Yani, gözünüzün üstünde kaşınız var diye reddedilemezsiniz’.

Sayın Avukat ‘Gözünüzün üstünde kaşınız var diye reddedilemezsiniz’ diyor ama ne yazık ki uygulamada aynen böyle oluyor. Hatta öyle ki, yanlışları görüp yazmak bile aforoz edilmeniz için yeterli bir sebep!

Neden ‘ODA’ değil de ‘DERNEK’?

Şimdi SİYAD bunlara karşı, dernek olduğunu ve üye almama gerekçesini bildirmeme keyfiyetini ileri sürebilir. Zaten asıl yanlış ve ayrımcı olan da bu ‘keyfiyet’ özelliği! Üyeliğe başvuran, yazılarını ortaya koymuşsa, belgeleri tamamlamışsa ortada bile görünmeyen kişileri üye tutanlar, ‘keyfiyet’in ötesinde hangi gerekçeyle ret cevabı verirler? Tıpkı, ayağında giyecek doru dürüst ayakkabısı dahi olmayan ve geri dönmeyeceği kesin garibana sırf ‘davet mektubu’ var diye anında vize veren; buna karşılık malını mülkünü belgeleyip turistik tatil için başvurana ‘refüze’ damgasını basan konsoloslukların tavrı gibi bunun da izahı gayet yanlı. SİYAD gibi pek çok derneğin tüzüğünde yazılı olan ‘Ret gerekçesi bildirmeme’ özgürlüğünün asıl amacı, kurulan dernekle o alanda faaliyet gösterenleri bir çatı altına toplamaktan ziyade ‘ayrıcalıklı’ kişiler yaratmak olduğundan, sorgulamaya da izin yok.
Hiç düşündünüz mü; mimarlar, avukatlar, doktorlar ve diğer meslek üyeleri ‘Oda’ statüsündeki kuruluşların çatısı altında toplanırken neden gazeteciler ve yazarlar için ‘Dernek’ yapılaşmasına gidildiğini?

Cevap gayet basit! Bu iki meslek grubunda ‘Oda’ kurulsa o zaman tıpkı diğerlerinde olduğu gibi, o branşta emek veren herkesin ‘üye reddi’ gibi bir bahane olmaksızın kayıt zorunluluğu doğacak. Bu da, ‘ayrıcalık’ lüksünü ortadan kaldıracak. Dolayısıyla, kalem ve fikirleriyle mesai harcayanları dışlamak için en iyisi, ‘Canımın istemediğini üye yapmam’ demeye ya da ‘Bizden olmayanlar dikkate alınmasın’ ültimatomunu vermeye olanak sağlayan ‘Dernek’ çatısı altında toplanmak!

Peki, hukuki boşluğu ayıba çeviren bu yapıda, emeklerine rağmen dışlananların günahı ne? Yapım notlarını eleştiri diye yazanların, daha da vahimi tek satır bile yazısı olmadığı halde sinema yazarı diye geçinenlerin üyelik kartı taşıması gerçekten çok üzücü. Tıpkı, Gazeteciler Cemiyeti’ne üyeliğin ‘Basın Kartı’ şartına bağlanması gibi, bu da emeğe saygısızlık.

Kişinin en güçlü referansı, kaleminden damlayanlardır. En değerli meziyeti de, hak yemeyi alışkanlık edinen düzenlere karşı hakkını araması! Yazımızı, Hz. Ali’nin sözüyle noktalayalım… ‘Haksızlık karşısında susan dilsiz şeytandır’... ‘Hakkını aramayan hem hakkını hem de şerefini kaybeder’!


Anibal GÜLEROĞLU 

Bu içeriğe yorum yapan ilk siz olun!

  • Ad Soyad:

  • Yorum:

  •  

    @name x

  • UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. Ayrıca suç teşkil edecek hakaret içerikli yorumlar hakkında muhatapları tarafından dava açılabilmektedir.
    EN ÇOK OKUNANLAR
    BUGÜN
    BU HAFTA
    BU AY
    EN ÇOK YORUMLANANLAR
    BUGÜN
    BU HAFTA
    BU AY
    SAYFALAR
    e-gazete
    • Sinematur - 05 Ocak 2015 Manşeti
    KARİKATÜR
    ARŞİV