11 Mayıs 2026 Pazartesi

15. HANGİ İNSAN HAKLARI? FİLM FESTİVALİ BAŞLIYOR

SIRT ÇANTAM – KARDAN ADIMLAR

02 Ocak 2012 Pazartesi 18:10
SIRT ÇANTAM – KARDAN ADIMLAR

Kısa bir mola… Nefes almak, gözlerimizi ve ruhumuzu dinlendirmek için... Yalnız kalmak, doğayı tanımak ve soğuk güzelle tanışmak için… İsmail Şahinbaş, İstanbul’dan yalnızca 2 saat uzaklaşarak, tüm bunları gerçekleştirebileceğini düşünerek, yeni bir rotanın izini sürmek üzere yola çıkıyor.

Peki, soğuk kış şartlarında onu neler bekliyor? Planladığı yolculuğu gerçekleştirebilecek mi? Kar buna izin verecek mi? İsmail Şahinbaş’ın; sarının, yeşilin, beyazın ve mavinin buluştuğu diyarlarda, Sülüklügöl’ü, Kapıorman Dağları’nı ve Çubuk Gölü’nün adım adım keşfetmek için çıktığı yolculukta, yaşadığı mücadeleye siz de ortak olun!

İZ TV - 3 OCAK SALI SAAT: 20.10

 

İSMAİL ŞAHİNBAŞ’IN KARDAN ADIMLAR BELGESELİ İÇİN KALEME ALDIĞI YAZI

 

Kardan Adımlar

Çok uzun zamandır, Göynük’e bağlı Çubuk Gölü’nden Karabey Yaylası’na, oradan da Sülüklügöl yolu ile Mudurnu Çayı’na geçmek hayalim vardı. Bu hayalimi bir güz ayında ters yönden gerçekleştirme imkânım olmuştu. Ama hayallerimde bu parkuru bir de kışın geçmek yatıyordu…

İşte bu hayallerin çekim gücü ile düştüm yollara. Soğuk ve kısa kış günlerinin 2010 yılına tarihlenen bir günü İstanbul’dan, İZ TV’den Oğuz Özdemir’in kamerası, Erol Şahin’in asistanlığı ve Erol’un babası Alaattin Amca’nın şoförlüğündeki emektar Land’ı ile yola çıktık.

Göynük’e varmamız gece geç saatlere denk gelmişti. Göynük Belediye Başkanı ve Göynük Kaymakamı bizi sofrada bekliyorlardı. Göynük Gürcüler Konağı’ndaki davete katıldık. Gece boyu demli çaylar eşliğinde sohbet ettik dostlarımızla. Kar Göynük’e çok yakışmıştı. Uzun süren muhabbetlerin sonunda uzun ve soğuk bir kış gecesini uyuyarak geçirdik.

Ertesi gün heyecanla fırladım yatağımdan. Dışarıda hava harikaydı. Havanın harikalığı soğuk ve esintili olmasından kaynaklanıyordu. Ben zaten hep böyle göz gözü görmez tipi durumlu havaları sevmişimdir. Kar, boran, tipi, yağmur ve ulaşılması güç durumlarda başlıyordu benim işim. Çok mutluydum açıkçası.

Masmavi bir gökyüzü ve bembeyaz karlı havada yolculuk yapmayı sevmezdim çocukluğumdan beri. Hani derler ya “herkes yaşadığı yere benzer” diye. Evet, ben de Anadolu’nun Karadeniz kıyılarına bakan yamaçlarında bir kış günü doğmuşum. Soğuk esen rüzgârlar, tipi, kar, boran durumlarında kendime geliyorum…

Çubuk Gölü’nün kenarında sırt çantamı yüklendiğimde, yükümün ağırlığından bu maceranın sonu nasıl bitecek diye bir iç geçirdim. Yüküm gerçekten çok ağırdı. İZ TV için ‘Sırt Çantam’ kuşağındaki ‘Kardan Adımlar’ belgeselini çekiyorduk. Alaattin Amca bizi bıraktıktan sonra Oğuz ile Erol çekim malzemeleri ile bazen benim önümde bazen de arkamda tırmanışımı belgeliyorlardı.

Ayağımdaki hedikler gerçekten çok işe yaramıştı ama batonlarımın kara batmamak için kullanılan aparatını yanıma almayı unuttuğumdan, batonlar konusunda sıkıntı çekiyordum. Çok uzun süren uğraşlar sonucunda gölü en güzel gören sırt bölgesine ulaşmayı başarmıştım. Öğle yemeğini yedikten sonra sanki yükümün ağırlığı iki katına çıkmıştı. Vücudum soğumuş ve tok vaziyette olmam işimi çok zorlaştırdı.

Çok büyük çaba sarf ederek ‘bıçak sırtı’ bölgeye ulaştım. Aşağıdaki göl artık görünmez olmuştu. Çünkü hava kararmaya, rüzgâr etkili ve sert esmeye başlamıştı. İlk hedefimizi gerçekleştirmiştik ama epeyce geç olmuştu. Sırt bölgesine gelmiştik ama Karabey Yaylası daha yarım günlük yürüme mesafesinde bulunuyordu. Kış koşullarında yarım günlük mesafede bulunan yaylaya ulaşmayı denemek ölüm kalım savaşını % 50’ye getirmek ile eş anlamlıdır. Yani, ya yaylaya ulaşacak, ya da sırt bölgesindeki şiddetli rüzgârlara ve rüzgârın arttırdığı soğuğa yenik düşecektik.

Bu riski göze alamadım. Sırt bölgesinden aşağıya inerek rüzgârı kesen kuytu bir bölüme kamp yapmaya karar verdim. Rüzgâr, soğuk ve yorgunluk beni biraz sersemletmişti. Hemen ilk çadırı kurup dışarıda kalan tüm malzemeleri içine doldurmaya karar verdim. Böylelikle çekim malzemelerini, yiyecekler ve kuru eşyalarımızı güvence altına aldık.

Kuytu yer çok dardı. Bir çadırı kurmayı başardım ama diğer çadırı uzun süre rüzgârdan kuramadım. Üç kişi uğraştık bir çadırı kurmak için, en sonunda başardık. Hava çok kararmıştı. Soğuk ve rüzgâr arttıkça artmıştı. Yıllardır dağlarda kullandığım emektar çadırımda en önemli malzemeleri ve Oğuz’u yerleştirmiş, diğer çadıra Erol ile birlikte yerleşmiştik. Oğuz’un kaldığı çadır iki kişilik bir dağ çadırı idi. Ama Erol’un çadırı dört mevsimlik bir çadır imiş. Bunu pek tabiî ki sonradan anladım.

Hiç birimizin aklına akşam yemeği yemek gelmiyordu. Çünkü dikkatli olmazsak ve acele etmezsek öğle yemeğimiz son yediğimiz yemek olacaktı. Oysa yola çıkarken, yiyecek malzemelerimizi özenle seçmiştik. Akşam için domates çorbası içecek, kuru dallar bulabilirsek sucuk kızartacaktık. Böyle zor yerlerde ve zor zamanlarda yemek yemenin mutluğunu hiçbir yerde yaşayamazsınız. Karlı dağların sırtlarında Şubat soğuğunda, rüzgârların eserken ıslık çaldığı bir ortamda, bardaktan sıcak çorba içmenin keyfini ancak bu durumu yaşayanlar anlayabilir.

Malzemenin önemi üşümeden, ıslanmadan, yorulmadan anlaşılmaz. Dağları üşümeden, ıslanmadan, aç kalmadan öğrenemez insan. Ben bunları çok iyi biliyordum ama rüzgârın azizliğine uğramıştım. Erol ile benim kaldığım çadır kuytu bölümün biraz dışında olduğu için şiddetli rüzgârlara maruz kalıyordu. İçimizden tekrar “bu maceranın sonu nasıl bitecek acaba” diye düşünmeye başlamıştık ki çadırın bir bölümü yırtılıverdi. Anladım ki bu çadır rüzgâra dayanamayacak.

Hiç heyecan ve telaşa kapılmadan yavaş yavaş bizim kaldığımız çadırdan malzemeleri diğer çadıra aktarmaya başladım. Çantaları dikleyip küçük çadır içerisine üç kişinin sığacağı vaziyette yer açtık. Üç arkadaş sırt sırta vererek uyuyacaktık. Erol çadırdan çıktıktan sonra rüzgâr çadırı çok silkelemeye başlamıştı ve pek tabiî ki beni de. Bütün transfer işlemleri gerçekleşince bir hamle ile ben de küçük çadıra kendimi atar atmaz, diğer çadır bir anda uçarak yok oldu.

Şimdi üç adam, üç sırt çantası, bir kamera, iki fotoğraf makinesi ile sırt sırta küçük bir çadırda geceyi geçirecektik. Rüzgârın tüm şiddetini hissediyorduk hepimiz. Tek güvencemiz çadırımızın sağlam,  uyku tulumlarımızın nitelikli oluşuydu. Rüzgâr bütün gece çadırımızı silkeledi. Çok uzun bir gece oldu bizim için. Ama malzemenin önemi,  yılların dağcısı olan bana bile, bir kez daha ders oldu.

Yıllar evvel, 70’li yılların ortalarında, doğduğum köye daha elektrik gelmemişti. Pille çalışan bir radyo ve gürül gürül yanan bir soba ile aydınlanıyorduk. Radyo beynimizi, soba ruhumuzu ısıtıyordu. Radyomuz SSCB’nin radyolarını çekiyordu. Tüm kış gecelerimiz, SSCB’nin radyosunun yayınladığı klasik müziklerle geçiyordu. Çadırda bir ara uykuya daldığımda, çocukluğumda dinlediğim klasik müzikler eşliğinde, dedemi ve babaannemi rüyamda gördüm. Çok güzel günlermiş o günler, çoookkk…
 
Tırmanırken epeyce çekim yapmıştık. Akşam çadır kurarken de çekimler yapmıştık. Gece çadırımızın uçmuş olmasını hiç problem etmeden dönüş yolunda da çekimler yaparak filmi bitirmeyi başardık. ‘Kardan Adımlar’ belgeseli ‘Sırt Çantam’ kuşağında Digiturk İZ TV’de gösteriliyor. Meraklısına tavsiye ederim…

İsmail Şahinbaş

 

Bu habere yorum yapan ilk siz olun!

  • Ad Soyad:

  • Yorum:

  •  

    @name x

  • UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. Ayrıca suç teşkil edecek hakaret içerikli yorumlar hakkında muhatapları tarafından dava açılabilmektedir.
    EN ÇOK OKUNANLAR
    BUGÜN
    BU HAFTA
    BU AY
    EN ÇOK YORUMLANANLAR
    BUGÜN
    BU HAFTA
    BU AY
    SAYFALAR
    e-gazete
    • Sinematur - 05 Ocak 2015 Manşeti
    KARİKATÜR
    ARŞİV