17 Mayıs 2026 Pazar

15. HANGİ İNSAN HAKLARI? FİLM FESTİVALİ BAŞLIYOR

'SİNEMA BİR KÜLTÜRDÜR'...

14 Ekim 2012 Pazar 14:50
'SİNEMA BİR KÜLTÜRDÜR'...
'Sinema bir kültürdür' diyen Metin Erksan artık anılarımızda yaşayacak   Uluslararası ilk ünlü yönetmenimiz Metin Erksan aramızdan ayrılmış bulunuyor. 1929 doğumlu ünlü sinema rejisörümüz bilindiği gibi 1950’den sonra Türk Sinemasındaki film çalışmaları ile tanınmıştır. Kendisi ile bir yılı aşkın bir süre çalışmak şerefine eriştiğim büyük sinema ustamız Metin Erksan ‘böbrek yetmezliği’ nedeni ile İstanbul’da bulunan Medical Park Bahçelievler Hastanesi’nde(04.08.2012) hayata gözlerini yummuş bulunuyor. Sağlığında O’na gerektiği gibi yakınlık göstermeyen ve O’nun düşüncelerine zerre kadar kulak asmayan nice devletlilerin bugünden sonra ne gibi iri sözler ile karşımıza çıkacaklarını da görmeye başlayacağız. Ne yazık ki Türkiye’de ‘devlet’ adı verilen dev örgütlenme böyle yönetiliyor. Nice vurdumduymazlıklar, nemelâzımcılıklar, tutarsızlıklar yanında her şeyi kendine yontmacılık ile nice bencillikler içinde yuvarlanıp gidiyoruz işte. O’nun 1963 yaz aylarında İzmir’in Urla ilçesinin Bademler Köyünde Necati Cumalı’nın aynı adlı hikayesinden sinemaya uyarlayarak çekmiş olduğu Susuz Yaz filmi, sansüre uğramış olsa bile sinema seyicilerinin büyük takdirini toplamıştır. Susuz Yaz filminin Ankara’daki Sansür Heyeti’nin onayından geçmeyen bir kopyası ile1964 yılında Berlin’deki uluslararası Film Yarışmasında Büyük Altın Ayı ödülü alan Rahmetli Metin Erksan o günden sonra Türkiye’nin değil bütün dünyanın da tanıdığı ilk yönetmenimiz olmuştur. O’nun Gecelerin Ötesi, Sevmek Zamanı, Acı Hayat, Suçlular Aramızda, Feride, Şeytan, Kuyu,Yılanların Öcü, Yol Palas Cinayeti, Dokuz Dağın Efesi, Hicran Yarası, Süreyya, Gecelerin Ötesi, Şoför Nebahat, Kadın Hamlet adlı elli kadar sinema filmi ile TRT Kurumu adına çekmiş olduğu Beş Hikâye adlı edebiyat uyarlamaları da Türk Sineması'nın unutulmaz eserleri arasında bulunmaktadır. Metin Erksan kendileri ile tanışmak onuruna da erdiğim Halit Refiğ, Ömer Lütfi Akad ve Atıf Yılmaz gibi bize nice unutulmaz filmler bırakarak gitti öte dünyaya. Metin Erksan ile birlikte Batı sinema kültüründe 1950’lerden beri ‘auteur’ kavramı ile nitelenen her dört sinema ustamız da kendi çalışkanlıklarına da bağlı olarak ülkemizin yetiştirdiği ya da ‘yaratıcı rejisör’Gurur kaynağımız usta yönetmen Prof. Dr. Metin Erksan kendisini sevenlerinin de onun filmlerini izleyenlerin de yanında değil artık. Üzüntümüz büyüktür. Çok sevdiği Türk Ulusunun da Türk gençlerinin de başı sağ olsun. Yüreğimiz yanıyor Onun ölümü ile birlikte Susuz Yaz filmi ile sinemaya adım atan baş oyuncusu Hülya Koçyiğit’in, ‘Duyduğumdan beri yüreğim yanıyor. Atıf Yılmaz, Halit Refiğ, Ömer Lüffi Akat ve şimdi de Metin Erksan. Ulusal sinemamızın temellerini kuran gerçek kahramanlar... Kendi yaşamlarından ödün vererek çok başarılı işleri imza attılar. Benim ilk öğretmenim aslında, yeteneğimi keşfeden kişi. Dediğim gibi yüreğim yanıyor’ sözleri Metin Ersan’ın önemini anlamamazı sağlayacak bir açıklamadır. Ayrıca büyük sinema ustamız Metin Ersan'ın Kadın Hamlet uyarlamasındaki ünlü oyuncumuz Fatma Girik’in, ‘Eyvah o da mı gitti. Türk sinemasına hayatını adayanlar bir bir gidiyor. Değeri bilindi mi bilmiyorum. Ama onlar sinemamızı çok sevdiler. Sinemaya hayatlarını adadılar. Eminin eski ve yeni jenarasyon oyuncular Atıf Yılmaz, Halit Refiğ, Ömer Lüffi Akat ve Metin Erksan'ı hiç unutmayacak, unutmamalıdırlar’ açıklaması da O’nun değerini anlatan özlü sözler olarak anılacaktır diye düşünüyorum. Sinema ustası Metin Erksan kimdir? Kendisinden de dinlediğim gibi Metin Erksan’ın Karaman kökenli ataları yüzyıllar önce Midilli’ye göçmüş. Midillili Barbaros Hayrettin Paşa'nın da uzaktan akrabası olduğunu söylemişti 1981'de. Ayrıca 1922-1995 yılları arasında yaşamış olan ağabeyi Çetin Karamanbey de 1944’te sinemaya atılan bir yönetmendi. Atalarının Karaman Beyliği dönemine kadar uzandığını bildiğinden Karamanbey soyadını aldığını Ankara’da bulunduğu sırada kendisinden dinlemiştim. 1929’da Çanakkale’de doğan Metin Erksan bir Osmanlı Albayı ve İttihat Terakki Fırkası'nın ilk Çanakkale Mebusu Konya Karaman kökenli Ahmet Kâzım Beyin oğludur. İstanbul'daki Pertevniyal Lisesi'nden sonra 1952’de İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Sanat Tarihi bölümünü bitirdikten sonra sinema çalışmalarına başlamıştır. Ankara’daki iki yıllık Yedek Subaylığını 1910'larda ilk belgesel sinemacımız Fuat Uzkınay'ın kurduğu Ordu Foto Film Merkezi'nde üstlendiği senaryo yazımı ve yönetmenlik denemeleri ile geçirir. Metin Erksan ile Halit Refiğ Yeşilçam Sineması içindeki Ulusal Sinema’nın kurucusudur Metin Erksan 11 Ekim 2009 günü yitirdiğimiz Halit Refiğ’le birlikte ülkemizdeki Ulusal Sinema kuramının ve uygulamalarının kurucusudur. Halit Refiğ ile birlikte toplum bilimsel yaklaşımları ve tarih bilinci içerikli düşünce özleri bakımından savundukları Ulusal Sinema anlayışının temsilcisi olarak Türk Sinemasının ilk iki ustasıdır. Gençlik yıllarımda kendimi Milli Sinema akımı içerisinde bulmuş olsam da bu konularda her ikisini de dinlemiş olduğum için onların doğru tespitlerde bulunduklarına inanmışımdır. Bilindiği gibi onların karşısında onların taklidi olarak da niteleyebileceğim bir de Milli Sinema akımı vardır ülkemizde. Kuruculuğunu Yılmaz Güney’in gerçekleştirdiği Devrimci Sinema ise Ulusal Sinemanın dışında düşünülemez bence. Yeşilçam Sineması ise bilindiği gibi ‘para kazanmak için’ her yolu denemeye kalkışan bir konar göçer sinema oluşumudur; kurumlaşamamıştır. Metin Erksan filmleri ve düşünceleri ile Türkiye’de çığır açmıştır Sanat Tarihi eğitimi almış olan Metin Erksan insan konulu her çalışma alanına ilgi duymuştur. Özellikle psikoloji, sosyoloji, etnoloji, arkeoloji, dinler, inançlar, ideolojiler, tarih, edebiyat ve siyaset O’nun ilgi alanında bulunuyordu. 1981’de birlikte çalışırken evinde binlerce özellikle Türkçe ve İngilizce kitap, dergi ve gazete görünce eski bir kütüphaneci olarak küçük dilimi yutacaktım, desem abartmamış olurum. Çalışmalarımız sırasındaki konuşmalarından öğrendiğime göre Metin Erksan özgün senaryolardan yana olsa da Batı’da da olduğu gibi sinemanın edebiyattan da yararlanması gerektiğine inanırdı. Tek sorun senaryo yazarı ile senaryoya kafa yorması gereken yönetmenin çok seçici ve çok titiz olması gerekmektedir. Bu amaçla Metin Erksan özgün senaryolu filmlerinden başka kendisine göre önemli bulduğu Türk Edebiyatının bazı eserlerini de sinemaya aktarmaya yönelmiştir. Bu amaçla Türkiye’de çığır açmıştır da diyebiliriz O'nun için. İstanbul’da 1973 ile 1974'te TRT Kurumu içine siyah beyaz olarak çektiği Sait Faik Abasıyanık'ın Müthiş Bir Tren, Samet Ağaoğlu'nun Bir İntihar, Sabahattin Ali'nin Hanende Melek, Kenan Hulusi Koray'ın Sazlık ve Ahmet Hamdi Tanpınar'ın Geçmiş Zaman Elbiseleri adlı hikâyelerinden uyarlayarak çekmiş olduğu filmleri Türk Sinema Arşivi için çok önemli örnek çalışmalardan sayılmalıdır. Kendisi bu filmler için ‘birer sanat filmi’ adlandırmasında bulunurdu. O’nun en büyük isteği A. Hamdi Tanpınar’ın Saatleri Ayarlama Enstitüsü romanı ile araştırmalarına göre özgün senaryosunu yazmayı tasarladığı Fahrettin Paşa ile askerlerinin 1918’deki Medine Müdafaası konusundaki direnişini anlatmaktı. Böylece Osmanlı Devletimizin çöküşünü İstanbul ve Medine bağlamında ortaya koymak istiyordu. Kısmet olsa idi o çalışmaları birlikte gerçekleştirecektik. Bu konu da bilindiği gibi 'devlet' adlı oynak yapının kimi kaypak siyasetine bağlı olarak yoluna konulabilecekti. Kaldı ki kimi iç dengeler ile özellikle Orta Doğu için Batı'nın biçtiği kefen çerçevesinde oldukça vurucu bir konuyu işlemek istiyordu cesur Metin Erksan. Ona göre eser sayısı az olsa bile Türk Edebiyatı kendisine eğilecekler için çok önemli bir sinema kaynağı idi. Ancak bu konuda yazılacak olan özgün uyarlamalarda her bir yönetmen de kendi yaratıcılığı ile sinema sanatını yükseltebilirdi. Metin Erksan Türk Sinemasının ilk uluslararası ödülünü nasıl aldı? Tük Sinemasını tiyatro oyunları biçiminden kurtararak ‘7. Sanat’ biçimine kavuşturan Metin Erksan artık aramızda değil. Necati Cumalı'nın Susuz Yaz adlı öyküsünden uyarladığı filmi ile Metin Erksan 1964 yılında Türk Sinemasının ilk uluslararası yönetmeni olmaya hak kazanmıştı. Berlin’de kazanmış olduğu Altın Ayı ödülü o yıllarda dünya sineması için Oscar’dan sonra gelen en önemli ödüldür. Kaldı ki Türk Sineması özellikle 1940’lardan sonra geliştirilen Sultan Abdülhamid ile Faşist Mussolini etkileri taşıyan Devlet Sansürü altında inliyordu. Bu yüzden Metin Erksan Türkiye’de ilk gösterime İçişleri Bakanlığı’nın Sansür Heyeti’nin kırpmaları ile giren Susuz Yaz 1964’ün başında ‘sansürlenmemiş’ bir biçimde özgün kurgusu ile götürür Berlin’e. O’nun 1964’te Berlin’de kazanmış olduğu Büyük Altın Ayı ödülü Türk Sinemasının ilk uluslararası ödülü olması bakımından da önem taşımaktadır. Metin Erksan’ın sinema yolculuğu İstanbul Üniversitesi’nde Sanat Tarihi okuyan Metin Erksan 1947'de İstanbul’da yayınlanan bazı gazetelere sinema tanıtımları ve eleştirler yazarak sinema sanatına yönelir. Onun bu çabasında Ağabeyi Çetin Beyin katkılarının olduğu da unutulamaz. 1950'de heniz öğrenci iken ‘Atlas Film için Yusuf Ziya Ortaç'ın Binnaz adlı filmini senaryolaştırarak sinema’ çevresinde adını duyurmaya başlar. 1952'de Sanat Tarihi Bölümü'nden mezun olan Erksan, aynı yıl Dünya gazetesinde film eleştirileri yazmaya başlar. 1952'de senaryosunu Bedri Rahmi Eyüboğlu'nun yazdığı Karanlık Dünya: Aşık Veysel'in Hayatı rejisörlüğünü üstlendiği ilk filmidir. 1958’de Dünya Havacıları Türkiye'de 1959’da ise Büyük Menderes Vadisi adlı iki belgesel film ile ülkemizde bu konuda ilk eser veren 'rejisör' olur. Ona göre sinema sanatına damgasını vuran ya da bir teknisyen olmaktan öte işinde sanat kaygıları taşıyan kişi ‘rejisör’ olarak anılmalıdır. Ancak sinema kavramlarının Türkçeleştirilmesi de gerektiği için kendisi de ister istemez ‘yönetmen’ kelimesini kullanırdı. Bir gün TRT’de bu işi üstlenen görevlilere ‘yönetmen’ denilebileceğini, oysa sinemada sinema filmi çeken kişilere de ‘rejisör’ denilmesi gerektiğini söylemişti. Memurların ne 'rejisör' olabileceğini ne de kendisi gibi 'yaratıcı bir rejisör' olabileceğini söylerdi. Bu yönü ile TRT'nin yanlış yolda olduğunu vurgular. Kurumun özellikle sinema rejisörlerine en iyi imkanları sunması gereken yapımcı bir kimlik ile çalışması gerektiğini anlatırdı. Türk ve dünya sinemasını bilen Metin Erksan'a hak vermemek mümkün mü? Çünkü dün olduğu gibi bugün de durum ortada. Metin Erksan içiç rejisör ya da yönetmen kimdir? Merhum Metin Erksan kendisini Batı’daki kimi örneklerde de ortaya çıkan ‘auteur rejisör’ olarak görürdü. Bu özelliği ilk ilk ‘rejisör’ olduğunu üstüne basa basa söylemekten de çekinmezdi. O’na göre ‘rejisör’ ya da Türkçe deyişle ‘yönetmen’ eğer çekmeyi düşündüğü konu ya da senaryo ile ‘kendisinden olan bazı düşünceleri’ ispat etmek istemiyor ise o kişi ‘auteur rejisör’ olamazdı. Ona ‘rejisör’ ya da ‘yönetmen’ denilse bile onun yaptığı işi ‘bir teknisyenlikten öte’ anlam taşımazdı. Sanat nitelikli bir sinema filminin ortaya çıkabilmesi için bir ‘teknisyen’ de üstün bir iş ortaya koyamazdı. ‘Rejisör’ bir teknisyen olarak ‘film çekmek’ demek değildir. ‘Rejisör’ arkeolojiden çağdaş mimariye, antropolojiden siyasete, değerler ve davranışların bileşkesi olan geleneklerden dine, toplumsal olandan kişisel olana kadar her şeyi bilmek demek olduğu için bir ‘rejisör’ çekmek durumunda olduğu filminde bunları da uygulayan bir kişi olmak zorundadır. O’na göre 'rejisör' diye tanımlanabilecek kişi Batı’da ‘auteur rejisör’ olarak kavramlaştırılan ve sinema filminin her şeyi demek olan kişidir. Bunun için dilimizdeki 'yaratıcı rejisör' nitelemesinin daha uygun düştüğünü açıklardı. Bu çığırı Türk Sineması içerisinde kendisinin başlattığını bir kaç tane de olsa yeni yeni bazı örnelerin ortaya çıkmakta olduğunu söylerdi. Onun bu çabasını başta Necati Cumalı’nın Susuz Yaz hikâyesini uyarlarken gerçekleştirdiği gibi diğer pek çok uyarlamasında ve özgün senaryolarında da görmek mümkündür. Bu konuları da içeren Metin Erksan ile çalışmak, Metin Erksan Kimdir ya da Türk Sineması neden gelişemedi, Halit Refiğ gönlümüzde anılarımızda yaşayacak, Çok gizli ya da hayda vira ile Türk Sineması kimin umurunda başlıklı yazılarımda ilgilenenler için bazı bilgiler vardır sanırım. Metin Erksan‘a çok geç de olsa ‘profesörlük’ ünvanı verilmiştir Bugün Mimar Sinan Üniversitesi çatısı altına bulunan Türk Sinema Arşivi ile İletişim Fakültesinin kuruluşunda da O’nun katkıları büyüktür. Bu yüzden olsa gerek yıllar önce sanırım 1997'de Mimar Sinan Üniversitesi’nce haklı olarak kendisine verilen ‘profesörlük’ ünvanı da O’na çok yakışmıştı. Düşünelim ki özellikle ANAP İktidarları ile başlatılan Devlet Sanatçılığı ünvanına uluslararası ilk yönetmenimiz ve bana göre 'Ulusal Sinema kavgacısı' Metin Erksan layık görülmemiştir. Sanırım bu sorunun arkasında O'nun Yeşilçam Sinema Emekçileri ile Sinema Yönetmenlerini örgütlemek için gerçekleştirdiği dernekçilik çalışmalarının varlığı yatmaktadır. Devleti eleştiren, devletin açmazlarını bir bir sayıp döken ve başta sinema olmak üzere 'sansür kurumuna karşı' olan Rejisör Metin Erksan Devlet tarafından hiç bir ödüle kayık görülebilir miydi? Benzeri acıklı durumu ne yazık ki 1934 ile 2009 yılları arasında yaşayan ve Ulusal Sinema Kuramı kurucusu Halit Refiğ için de geçerlidir. Ulusal Sinema kuramının kökleşmesi için 1971’de Hareket Dergisi Yayınları arasında çıkan Ulusal Sinema Kavgası adlı kitabı yazan, yüzü aşkın film çeken Halit Refiğ için de Devlet hiç bir ünvan layık görmemiştir. Bana göre Türk Sinemasının gerçek sinema kavgacılarından Halit Refiğ de ne yazık ki bu topluma uygulanan bütün haksızlıkları gerektiğinde eleştirdiği için olası bir ‘Devlet Sanatçılığı’ ya da 'profesörlük' ünvanı O'na da uygun görülmemiştir. Kaldı ki her iki büyük yönetmenimizin; o dönemde kendilerine verilecek böyle bir ödülü kabul edip etmeyecekleri de bence kuşkuludur. Metin Erksan’a göre bütün bilimleri ve sanatları kapsayan sinema bir kültürdür Metin Erksan sinemayı bütün sanatların ve bütün bilimlerin bir bileşkesi olarak görürdü. Bu konudaki görüşlerini özetleyen Sinema bir kültürdüradlı makalesi dünyada örneği bulunmayan içerikte bir düşünce ürünüdür bence. Ona göre ‘On dokuzuncu yılın sonunda doğan ‘7. Sanat’ sinemanın oluşmasında da bütün sanatlar vardır.’ Amerika’da yaygınlık kazanan ‘cinemalogy’ karşılığında Metin Erksan’nın ‘sinemabilim’ olarak kavramlaştırdığı ülkemizde yazılagelen ‘sinema sanatı’ dışında pek çok sanat alanının bir bileşkesidir. O’nun açıklamasına göre ‘Sinemabilim; sinema sanatı, edebiyat sanatı, tiyatro sanatı, resim sanatı, müzik sanatı, heykel sanatı, mimarlık sanatı, grafik sanatı, fotoğraf sanatı ve tüm sanatlar ile iç içedir. Sinemabilim; göstergebilim (semiology), görüngübilim (phenomenology), toplumölçerbilim (sociometry, insanbilim (antropology), toplumsal insanbilim (socialantropology), toplumsal ruhbilim (socialpsychology), mizahbilim (humourology), ırkbilim (ethnology), dilbilim (philology), sözcükbilim (etymology) nedenbilim (etiology), ulusbilim (ethnography) ile birebir ilişkilidir.’ (Kaynak: akademiart.tv) İşte bütün sanatların karşılıklı etkileşimi yolu ile sinema filmlerinde kendisine göre açıklamalarda ve yorumlamalarda bulunan ‘yaratıcı bir yönetmen’ başarılı olabilir. O’na göre Sinemabilim; sinema sanatı ve sinema bilimi kapsamında; sanatsal düşüncenin ve uygulamanın, sinemasal düşüncenin ve uygulamanın, yaratısal düşüncenin ve uygulamanın görüntüsel düşüncenin ve uygulamanın, çekimsel düşüncenin ve uygulamanın, oluşumunu, gelişimini, dönüşümünü saptar ve oluşturur. Kısacası sinema bir kültürdür.’ Prof. Dr. Metin Erksan gurur kaynağımızdır Son olarak Işık Üniversitesi’nde Sinema Dersleri verdiğini öğrenmiştim cep telefonuna ulaşamayınca 2010’da. 1990’larda kendisine Mimar Sinan Üniversitesi’nce haklı olarak verilen profesörlük ünvanı ile Işık Üniversitesi’nde Türk Sinemasının bir ‘gurur kaynağı’ olarak ders vermesi büyük bir değerbilirlik örneği olmuştur. Kendisi kuruluşunda Prof. Dr. Sami Şekeroğlu ile birlikte büyük emeği geçen Türk Film Arşivi’nin düzenlediği kurslardan başka kurulan Sinema Televizyon Enstitüsü’nde de yıllarca hocalık yapmıştır. Ne yazık ki bugün O’nun sinema ve televizyon alanında çalışan eski öğrencileri O’na gerektiği gibi yaklaşmamışlardır, diyorum. Artık ne desek boş. Bize düşen yeri geldiğinde O’nu anmak ve çalışmalarından kendimize göre güzel dersler çıkartmaya çalışmaktır. Çok sevdiği Türk Ulusunun da Türk gençlerinin de başı sağ olsun. Nur içinde uyu Metin Ağabeyim. O güzel ellerinizden zorla da olsa bir kez daha öpmek isterdim. Ne desem boş Metin Ağabeyim, dualarım seninledir. Takdir-i İlahi böyle imiş. (Ankara 05 Ağustos 2012)   Ömer Faruk YILMAZ

Bu habere yorum yapan ilk siz olun!

  • Ad Soyad:

  • Yorum:

  •  

    @name x

  • UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. Ayrıca suç teşkil edecek hakaret içerikli yorumlar hakkında muhatapları tarafından dava açılabilmektedir.
    EN ÇOK OKUNANLAR
    BUGÜN
    BU HAFTA
    BU AY
    EN ÇOK YORUMLANANLAR
    BUGÜN
    BU HAFTA
    BU AY
    SAYFALAR
    e-gazete
    • Sinematur - 05 Ocak 2015 Manşeti
    KARİKATÜR
    ARŞİV