Kuşakların devamını sağlayan kan bağı, kimileri için ayrıcalık ve zenginlik demek; kimileri için de kötülük ve sefalet. Nesilden nesle aktarımı, varoluşlarındaki ayrıcalık gücünden alanlar yıllara meydan okurcasına ayakta kalmayı başarır. Seçkinler sınıfına giremeyenler içinse güç göstermenin yolu, lanetle desteklenen öfke ve intikam duygusundan geçer. İstenmemenin yarattığı kin ateşi, aşk acısı ve kıskançlıkla körüklendikçe sefalet, ayrıcalıklı efendilerin üstüne ‘Karanlık Gölgeler’ gibi çöker…
1750 yılının karanlık ve sisli bir gecesinde İngiltere’den yola çıkan gemi,
Amerika’ya yeni bir hayat arayışının umutlarını taşır. Deniz kenarını gelişim için verimli bulan Collins Ailesi, Collinsport kentini yaratıp balıkçılık imparatorluğunu kurar. Collinwood Malikânesi gelişip aile, her geçen gün daha çok güçlenirken tek varis Barnabas da kan bağıyla zenginliğe kavuşacak kadar şanslı olmayan ancak kara büyüden iyi anlayan Angelique Bouchard’la gönül eğlendirmekle meşguldür. Ancak Barnabas’ın, erkekçe bir hoyratlıkla Angelique’in kalbini kırması felaketler zincirini de beraberinde getirir. Bouchard lanetinin temeli ‘Dullar Tepesi’nde atılır ve yüzyılların karanlığına dalınır.
1966-1971 yılları arasında ABC kanalında gündüz kuşağında yayınlanan ve beyaz dizi formatına büyük yenilik getiren ‘Dark Shadows/Karanlık Gölgeler’, gizemi, korkuyu ve aşkı bir arada sunan bir çalışmaydı. Doğaüstü güçleri, aile ve sevgi kavramıyla birleştiren yapım kısa sürede gençler başta olmak üzere büyük bir izleyici kitlesinin tutkusu haline dönüşmüştü. Televizyon dünyasına farklı bir soluk katan dizinin öyküsü yıllar sonra yönetmen Tim Burton eliyle yeniden şekillendirilerek sinemaya aktarıldı. Böylece 1200 bölümden oluşan kült diziye can veren karakter Barnabas Collins de, Johnny Depp’in yarı ciddi oyunculuğuyla yeniden hayat buldu.
Canlandırdığı karakterlere komedi havası katan Depp’i destekleyen yeni senaryo sayesinde üç farklı safhaya bölünen ‘Karanlık Gölgeler’, özellikle başlangıç bölümüyle göz doldurmakta. Gotik tarzın çekiciliğini etkileyici müzikle güçlendiren ve geçmiş olayları özet anlatımla veren açılışın performansı, devam sahnelerinden çok şey beklemenize sebep olacak türden. Barnabas’ın tabuttan çıkışı, filmin ilk kırılma anı. Senaryo, o dakikadan sonra büyülü gotik dünyasından çekip 1972’nin yeni moda alışkanlıklarından figürlerle süslenmiş bir atmosfere bırakıyor
sizi. Bunu yaparken beraberinde mizahi iğnelemeleri getirmeyi de ihmal etmiyor. Barnabas’ın, dünyada milyonlarca kişi tarafından tüketilen fast food zincirinin ‘M’ harfli amblemini Faust’un ruhunu sattığı şeytan Mephisto olarak algılayıp selamlaması… Metalin babası Alice Cooper’ın ‘Gördüğüm en çirkin kadın’ cümlesiyle yorumlanması… Efsanevi The Carpenters müzisyenlerine ‘marangoz’ denmesi… Çiçek çocukların, Vietnam Savaşı’nı ‘son savaş’ olarak görmesi… Liverpool kentinin yerin dibine batırılması… 
Psikiyatrisi olgusunun bir tür Amerikan lezzeti şeklinde tarifi ve benzeri pek çok espriyle toplumda hit olanları eleştiren ‘Karanlık Gölgeler’, komedi aşamasını geçtikten sonra özel efektlerin patlama yaptığı şeytan-kurt adam-vampir karmaşasına dönüşüyor. Araya hayaletlerin de katıldığı ve o dakikaya kadar yaratılan tüm tadı bozan bu kokteylde, en büyük destek yine müzik ve görsellik.
Avrupa zarafetini, Amerikan girişimciliğiyle bağdaştıran vampir Barnabas’ın öyküsünde kadın, aşk ve televizyon büyülü objeler olarak sunulmakta. Ancak bu sunuşta da bir tutarlılık beklememek gerek.
Filmde aşkın, Eric Segal’in kitabıyla büyülü bir duygu olarak gösterilmesine kanıp da etkili bir aşk konusunda havaya girmemek lazım. Çünkü ‘Sevgi, para ve koyunla elde edilir’ diyen Barnabas, romantizmi bir çırpıda tepetaklak edecek yapıda. Çat tavanda, pat yerde sevişme sahnesinde dağıtılmadık köşe
bırakmayarak, cadı Angelique ile sevişen ve yüzlerce yılın acısını çıkartan Barnabas’ın kadına yaklaşımı, erkeklerin ilkel görüşlerinin dışa vurulması için biçilmiş kaftan! ‘İstemem yan cebime koy’ taktiği uygulayan Barnabas’ın gözüne kestirdiği tekinsiz Victoria ve diğer kadın kahramanlar da filmdeki ‘aşk’ kavramını yerle bir etmekte Barnabas’la yarışıyor adeta.
‘Cinsiyetler kesinlikle eşit olmamalı. Sonra erkekleri idare edemeyiz’ diyerek feminizmi çürüten ‘kurnaz kadın’ tipini açığa çıkartan ‘Karanlık Gölgeler’, zeki kadın sorgulamasıyla, Amerikan başkanlarını ve siyasileri iğnelemeyi de unutmuyor. Vampirliğine ve insanları etkileme yeteneğine karşın, kadın doktorun hipnotizesine dayanamayan Barnabas’ın televizyonun büyüsünü anlamakta zorlanması ise medyanın etkileme gücüne bir gönderme.
‘Aile tek gerçek zenginliktir’ saptamasıyla sinemada sıkça işlenmeye başlayan ‘aile’ temasını öne çıkartan ‘Karanlık Gölgeler’; sevginin tutku ve intikam duygularının çok gerisinde kaldığı içeriği, gerilimin komediyle sıfırlandığı uyarlaması ve aşırı makyajla, vampire benzemekten ziyade yılların izlerini kapatmaya çalışmış duygusu yaratan, Johnny Depp’i ile kendine has bir yapım. Aile fertlerinin ani dönüşüm yaşamasıyla ‘Adams Ailesi’ni hatırlatır hale gelen ve ipin ucunu kaçıran ‘Karanlık Gölgeler’, yeterli doyumu sağlamasa da Tim Burton’ın esprili iğnelemelerinden hoşlananlar, 70’li yılların müziklerine hayranlık duyanlar ve Johnny Depp hayranı olanlar için çekici gelecektir.
Anibal GÜLEROĞLU
Dijital basında 2023’te en çok konu olan...
MİCHAELA ASTRO'DAN YILBAŞI RİTÜELLERİ
Güney Kore'den yeni bir akım!
Emeklilerin işe geri dönme olasılığının...
TRT World Forum 2023” İçin Geri Sayım Başladı
Müslüman Dünyada Çağdaş Düşünce Konferansı...
Seçim döneminin “sahte haber karnesi” yayımlandı
Ek Motorlu Taşıtlar Vergisi’nde ayrıntılar...
Bu habere yorum yapan ilk siz olun!