08 Mayıs 2026 Cuma

15. HANGİ İNSAN HAKLARI? FİLM FESTİVALİ BAŞLIYOR

MÜCADELE

10 Mart 2012 Cumartesi 19:46
MÜCADELE

Şu âlemde yaşayan canlılar, yer-içer, hayatta kalmak için çabalar ve sırası gelince çeker gider. Dünya kimseye kalmaz.  Yüzen de, koşan da,  uçan da gider…

Mesela uçanları ele alalım. Martılar ve ördeklerin yaşamdaki savaşı ile başlayalım. Tüy değiştirme zamanında kuşlar; geçici olarak uçuş kabiliyetlerini kaybeder, özellikle buz ördekleri bu dönemlerinde yırtıcı martılara karşı tetikte olurlar. Martılar, buz ördeklerini hava saldırılarıyla devamlı olarak suya dalmaya zorlayarak kafalarına bir gaga darbesi indirerek avlarlar. Buz ördeklerinin de kendine has korunma mekanizmaları var tabii. Gökyüzünde uçan martıyı gördüklerinde; hemen büyük gruplar halinde kümeleşerek, dalıp çıkmaya başlarlar. Bu da martının işini zorlaştırır… O kadar ördeğin hangibirini takip edeceğini şaşırır… Mücadelede; en büyük savunma topyekün verilen savunmadır. Martı örneğinde olduğu gibi en güçlünün bile güçsüz olduğu ve boşa koştuğu zamanlar vardır.

Koşanlarla kaldığımız yerden devam edelim. Sürüler halinde yaşayan öküzbaşlı antilop türünün yüzlerce üyesi birarada yaşar ve düşmanları tarafından takip edildiğinde yarış atlarından daha hızlı koşabilirler. Yani hızlı koşmak için akıl gerekmiyor! Öküzbaşlı antiloplar; ne kadar hızlı koşarsa koşsunlar öküzbaşlılıkları hiç değişmeyecektir! Fakat savunmada birlikte hareket ediyor olmaları hayati önem taşıdığı için yazımızın bu bölümünde kendilerine yer verdik. Sürüpsikozu zaman zaman öldürür, zaman zaman güldürür. Yerini ve zamanını iyi tayin etmek gerek!

Yazımızın yerini de tayin edelim ve biraz da denizin altına inelim. Mesela Binbirsurat Ahtapot’u duydunuz mu hiç? Çok ilginç bir hayvan! Denizin kumlu diplerinde yaşar ve birbirinden farklı hayvanların şekillerini ve bütün hareketlerini aynen kopyalar. Bilirsiniz ki; taklit yeteneği; gözlem, teşhis ve sonuç çıkarma gibi akıl gerektiren özellikler sonucunda ortaya çıkan bir yetenektir. Kimbilir belki de binbirsurat ahtapot akıllıdır? Binbirsurat ahtapotun; karada yaşayan binbirsuratlardan tek farkı hayatta kalmak için savunmaya geçmesi. Karadaki binbirsuratların tek derdi para... Bunların karada olanı mı, denizde olanı mı mücadelede iyi düşünmek gerek!

Hazır denizin diplerine inmişken size biraz da Deniz Hıyarı’ndan bahsedelim. Bunlar şekilsiz hayvanlar ve çok şaşırtıcı bir savunma yöntemine sahipler.  Deniz hıyarı elle tutulmak istendiğinde bir basınç uygulayarak iç organlarını dışarı çıkarabilir. Vücudunun açık yerlerinden yapışkan maddeler akar ve dokunacak olursanız parmaklarınız birbirine yapışabilir... Tehlikeyi bu şekilde bir savunma geliştirerek bertaraf eden deniz hıyarı yavaşça uzaklaşır ve daha sonraki birkaç hafta içinde, iç organlarını tümüyle yeniden oluşturur. Sanki Deniz Hıyarı değil, anka kuşu mubarek. Savunmaya bakın! İnanılmaz değil mi?

Savunma; canlıların hayatta kalması için gereklidir. Hayvan hayatı tehlikedeyse; kaçar, kaçamadığı zaman kendini savunmak için saldırganlaşır. İnsan ise; hayatını tehlikede hissettiğinde tıpkı hayvanlar gibi öncelikle kaçmaya meyillidir. Fakat tehlikeyi algılama şekline göre savunma kriterleri geliştirir.  Hayvan açık ve net tehlikeyi tehdit olarak algılar. Oysa insan; malı, mülkü, iktidarı ve özgürlüğünü tehlike altında hissederse, gelecekteki tehditleri önceden görebilme yeteneği sayesinde saldırganlaşabilir. Bunun kötü yanları da var… Beyin yıkama aracılığıyla saldırganlığın uyandırıldığı tek varlık insandır ve tarihte bunu yapan çok insan var… Mesela;   Hitler bunu yapmıştır! Gerçekte var olmayan tehlikeleri varmış gibi göstererek, propogandalar ve beyin yıkama teknikleriyle; insana tehlikeyi kabul ettirir ve insanı savaşa sürüklerler! Savaş için önhazırlık başladığında, amacına ulaşmış olurlar! İnsanın girdiği bu tehdit sürecine öküzbaşlıantilop sürüsünün hızı bile yetişemez! Kendini tehdit altında hisseden insan;  Deniz Hıyarı gibi bir salgı salgılayamadığı için; korkuya kapılır ve korkuyu dağıtmak için uyuşturucu alabilir, kendini uykuya verebilir, başkalarıyla paylaşabilir veya saldırganlaşabilir. Böylece korkunun acı verici niteliği ortadan kalkar ve duyarsızlığın dozu iyi ayarlanmazsa, sonu ölümdür ve korkunun ecele faydası yoktur! 

Korkusuz arılardan da bahsedelim biraz. Arılar; işçi olur çalışır, dadı olur emek verir, kraliçe olur yalnız ölürler! Fakat kovan sıcaklığını her durumda korumak üzere, türünü devam ettirmek adına, kanatlarını çırpıştırarak hava sirkülâsyonunu her koşulda gerektiği gibi ayarlarlar. Kovanlarının emniyeti yine onlardan sorulur. Arılar yaşamlarının son dönemindeyse"çiçek özü toplayıcısı" olurlar. Sözün özü işçi gelir; çalışır çabalar, asker olur savunur,  emektar olarak giderler. Kovan içinde geçen hayat; kovanın dibi delikse daha bir zor olur ama yine de olur…

Yaşam mücadelenizin sevgi, saygı ve huzurla sürmesi dileğiyle,

Seray DEREN

 

 

Bu habere yorum yapan ilk siz olun!

  • Ad Soyad:

  • Yorum:

  •  

    @name x

  • UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. Ayrıca suç teşkil edecek hakaret içerikli yorumlar hakkında muhatapları tarafından dava açılabilmektedir.
    EN ÇOK OKUNANLAR
    BUGÜN
    BU HAFTA
    BU AY
    EN ÇOK YORUMLANANLAR
    BUGÜN
    BU HAFTA
    BU AY
    SAYFALAR
    e-gazete
    • Sinematur - 05 Ocak 2015 Manşeti
    KARİKATÜR
    ARŞİV