21 Eylül 2020 Pazartesi

Altın Portakal'da Uluslararası Yarışma Heyecanı Başladı!

Doktor Dolittle yine bizimle!

19 Ocak 2020, 20:35
Doktor Dolittle yine bizimle!
Anibal GÜLEROĞLU


Yerli dizicilerin özgün senaryo üretmektense daha önceden yapılıp başarı kazanmış işlerin uyarlamalarına merak sarması gibi yabancı sinemacılar da sürekli yeniden çevirimlere ve uyarlamaların uyarlamalarına dadandılar. Devam filmleri bir yana, peş peşe tanıdık bildik konular çıkıyor beyazperdeye. ‘Doctor Dolittle’ filmi de bunlardan biri!

Savaşın acılarını, olumsuz etkilerini dindirmeye yönelik mektup serisi olarak kaleme alınmanın ardından ilk kez 1920 yılında okurlarıyla buluşan Hugh Lofting imzalı ‘The Story of Doctor Dolittle’, çocuk kitapları dizisi olarak hayli beğeni toplamış. Bu beğeni 1967’de Doktor John Dolittle karakterinin beyazperdedeki müzikal yolculuğunu başlatmış. Rex Harrison’ın başrolünde yer aldığı bu filmden 30 yıl sonraysa, Eddie Murphy ile yeniden sinemada varlık gösterdi Doktor Dolittle. Böylece çocukken sahip olduğu hayvanlarla konuşma yeteneğini yıllar sonra yeniden keşfeden aile babası veteriner Dolittle’ın dünyasına soktu bizi.

1967’deki filmin yeniden çevirimi şeklinde olan bu yapımın devamı, 2001 yılında ‘Dr. Dolittle 2’ ile geldi. Hayvanlarla konuşan doktor macerasında yine Eddie Murphy başroldeydi. Film, bu kez hayvan perspektifini genişletip ayıların âlemine dalmıştı. Kendisine eş arayan ayıya yardım etmek ve tüm ormanı kurtarmak için kolları sıvayan Doktor Dolittle ilk filmindeki kadar ilginç gelmese bile güldürmeyi becermişti yine de.

Sonra bir baktık 2006’da hayvanlarla konuşma işini John’un kızlarına devretti sinemacılar. Böylece ‘Dr. Dolittle 3’ ve 2008’deki ‘Dr. Dolittle: Tail to the Chief’ filmleri geldi. 2009’da ise ‘Dr. Dolittle: Million Dollar Mutts’ filmiyle Maya Dolittle’ın veterinerlik macerası sinemaseverlere sunuldu.


Doktor Dolittle hevesine 10 yıl ara veren sinema dünyası şimdi bir kez daha hayvanlarla konuşup dost olan bu karakterin ekmeğini yeme peşinde. Bunun için de serinin ikinci kitabı olup Dolittle’ın Polinezyalı papağan, köpek Jip, maymun Chee Chee ve genç Tommy Stubbins ile yeni maceralar için açık denizlere yelken açmasını anlatan ‘The Voyage of Doctor Dolittle’ı uyarlama yoluna gidilmiş. Yeni yetişenlere Doktor Dolittle’ı anlatmak için iyi bir yol!

Şimdi Oscar ödüllü Stephen Gaghan’ın yönetmenliğini, senaristliğini ve yapımcılığını üstlendiği yeni ‘Dolittle’ filminin değerlendirmesine geçecek olursak…

 
HAYVANLARIN DOSTLUĞU DAHA GÜVENİLİR!
Birinci Dünya Savaşı’nın ürkütücülüğünden ve insanların ikiyüzlülüğünden çok etkilenerek savaş atmosferinden sevgi dolu hikâyeler türetmeyi başaran Hugh Lofting’in çocuklarına yolladığı çizimlerle süslenmiş öykülerinden doğan Doktor Dolittle’ın en büyük özelliği, özünde hayvanların dostluğunu insanların riyakârlığına tercih eden bir karakter olması.

Robert Downey Jr. tarafından canlandırılan edebiyatın en kalıcı ve neşeli karakterinin 2020 versiyonunda bu özelliğin hakkı layıkıyla verilebilmiş mi peki? Karakter, 100’üncü yılında hayvan-insan ilişkisindeki derinliği layıkıyla hissettirebiliyor mu?


Sıra dışı yeteneğiyle bilinen doktorun başına gelenleri animasyon şeklindeki masalsı anlatımla vererek açılan film, çok sevdiği eşini tek başına araştırma yolculuğuna yollayıp onun bir daha geri dönmemesiyle inzivaya çekilen Doktor Dolittle’ın hayattan elini eteğini çekmiş halini değiştirecek bir olayla başlangıcını yapıyor. Hayvanlarının istikbali uğruna, genç kraliçenin bir türlü iyileşmeyen hastalığını tedavi için inzivasından çıkmak zorunda kalan Doktor Dolittle ile zoraki çırağının denizlere açılmasıyla da gelişimini sürdürüyor. Bu süreçte Antonio Banderas tarafından canlandırılan korsan kral Rassouli ile yansıtılan Doğu’nun özünde iyi olan kötüleri ve iyi görünümlü kötücül İngilizler de giriyor devreye… Ve tabii hayvan dostlar-düşmanlar da! Böylece akıp gidiyor hikâye.

Bu süreçte öne çıkan detay, Doktor Dolittle’ın varlığından ziyade, bilinçli konuşmalarıyla doktora yol göstericilik görevini üstlenen papağanı oluyor hiç kuşkusuz. Hani öykü, onun akıl vericiliğiyle ilerliyor desek yeridir. Öte yandan yaşadığı duygusal yıkımın ardından kendini neredeyse tamamen hayvan dostlarının eline bırakmış halde olan doktorun, Robert Downey Jr. tarafından gayet eğlenceli ve havalı biçimde canlandırıldığı da bir gerçek. Yani bir bakıma bu karakterdeki tüm yük, oyuncunun performansına bırakılmış.

Seyircinin-okurun hayal gücünü şekillendirme özelliğindeki ‘Dolittle’ filmindeki mesajcılığa gelince… Doktor Dolittle’dan ziyade hayvan dostları üstünden mesajcılık yapılıyor desek yanlış söylemiş olmayız. Zira doktorun macera boyunca tek başına başardığı bir şey yok gibi.


Papağan ile akılcı ve mantıklı düşünmenin gerekliliğini ortaya koyan yapım, goril ile iri cüssesine rağmen korkarak yaşayanlara mesaj yollayıp ‘Korkmak doğaldır’ diyerek cesaret aşılıyor. Alaycı ve isyankâr devekuşu aracılığıyla kibrin iyi olmadığını gösteren içerikte, köpeğin konumu da dostu-düşmanı ayırıp bekçilik etmek. Aşkına karşılık bulamayan yusufçuk, annesine yaranamamanın acısını yaşayan altın dişli kaplan Berry… İntikam ateşiyle dolu olsa da gruptan kopamayan yaralı sincap Kevin… Cennet meyvesini korumakla görevli ejderha… Doğasının aksine hep üşüme zayıflığındaki kutup ayısı… Ve aile büyükleri gibi avcı olamadığı için kendini dışlanmış hissederek Doktor’un çıraklığına niyetlenen Stubbins! Hepsi de yaşamın gerçekleriyle yapılandırılmışlar. Sergiledikleri performansla da,insanlarla hayvanlar arasındaki iletişimin önemine vurgu yapıp hayvanların yeri geldiğinde insanlardan daha güvenilir dost olabileceğine dikkat çekiyorlar.

Makam-mevki hırsının kötülüğün temeli olduğu gerçeğinden yol alan hikâyede, en büyük kötülüğün en yakınındakinden gelebileceği ve arkadaşlar arasındaki rekabetin yarattığı kıskançlık sonucu oluşan düşmanlık olgusu da ele alınmakta. Hayvanların yaptıklarımızın şahidi olduğunu hissettiren süreçte ölenle ölünmeyeceği, kaybedilen aşkın ve evlat sevgisinin sebep olduğu hüzünden sıyrılmak gerektiği gerçeği de verilen mesajlardan.


SONUÇTA;
Korkmanın çok doğal olduğunu hatırlatırken ‘Cesaret, korkmamak değildir’ diyen… Empati duygusu sayesinde hayvanlarla iletişim kurup ‘Dinlemek ve içselleştirmek iyidir’ demeye getirerek adeta insanlara da aralarında bağ kurmak için bu yolu öneren ‘Dolittle’, hayvanlar üstünden iyi insan olmanın formülünü veren bir film. Anlayacağınız yıllar sonra farklı bir çehreyle yine bizimle olan Doktor Dolittle, hayvan dostluğunu ve insan riyakârlığını eğlenceli ve mesajcı bir dille hissettirebiliyor bize!

Victoria dönemini dikkat çekici temalarla vurgularken, korsanların dünyasının ve ejderhanın bekçiliğindeki epik âlemin görkemini de hakkıyla yansıtmayı ihmal etmeyip yeni nesle hitap etmeyi seçen yapımın, hayvan çeşnisi sayesinde iyice renklenen görselliği ve modern efektleriyle izleme isteği uyandırması da cabası…

Anibal GÜLEROĞLU
www.twitter.com/guleranibal 

Bu içeriğe yorum yapan ilk siz olun!

  • Ad Soyad:

  • Yorum:

  •  

    @name x

  • UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. Ayrıca suç teşkil edecek hakaret içerikli yorumlar hakkında muhatapları tarafından dava açılabilmektedir.
    EN ÇOK YORUMLANANLAR
    BUGÜN
    BU HAFTA
    BU AY
    SAYFALAR
    e-gazete
    • Sinematur - 05 Ocak 2015 Manşeti
    KARİKATÜR
    ARŞİV